< Gundem - !!! HER TELDEN ÇALAN BLOG !!! - Blogcu









İngiltere, Gizli UFO Dosyalarını Yayınladı

    Türkçesi Tanımlanamayan Uçan Cisim olan UFO (Unidentified Flying Object), hala gizemini koruyan bir fenomen. Uçsuz bucaksız evrende Dünya dışında yaşam olan başka bir yer keşfedemedik şu ana dek. En yakın umut, Mars'a inecek Phoenix isimli uzay aracının bir şeyler bulması. Bırakın gelişmiş bir organizmayı, bir bakteri bile bulsalar parendalar atacak bilim adamları . UFO'lar insanlardaki Dünya dışı yaşam merakının ve inancının perçinlenmesini sağlayan cisimler. Her UFO bir uzay taşıtı mı peki? Hayır. Açıklanamayan, ne idüğü belirsiz, uçan her objeye UFO denmekte. Yani bu bir doğa olayı da olabilir, bize yabancı bir yaşam formunun son model yıldızlararası uzay taşıtı da. Dünya'nın çeşitli bölgelerinde yoğun UFO ihbarları yapılmakta. İnsanların kafası hala bu konuda karışık, devletlerin de bu konu hakkında bilgi sahibi olup olmadığını merak etmekteler. Biliyorsunuz Meksika Hava Kuvvetleri, pilotlarının karşılaştığı bir olayda UFO'ların varolduğunu kabul etmiş ve bunu halkına duyurmuştu. Şimdi de İngilizler kısıtlı da olsa önceden gizli varsaydığı bazı UFO belgelerini kamuoyuna duyurdu. Aşağıdaki haberden elde ettiğim izlenim kadarıyla, İngilizlerin paylaştığı bilgilerin pek de öyle aman aman şeyler olduğu söylenemez, ama bir başlangıç olacağı kesin.

Bu resmin yayınlanan belgelerle alakası yoktur.
   
   
    İngiltere Savunma Bakanlığı
, UFO iddialarına dair gizli dosyaları ilk kez kamuoyuna açtı.


    İngiliz Savunma Bakanlığı'nın gizliliğini kaldırarak serbest bıraktığı ve Ulusal Arşivler (National Archives) web sitesinden indirilebilen belgeler, 1978-1987 yıllarını kapsıyor.
 
   Belgeler, halk, silahlı kuvvetler ve polisler tarafından görülen ya da görüldüğü ileri sürülen gökyüzündeki tuhaf ışıklar ve tanımlanamayan cisimlerle ilgili anlatımları kapsıyor.
 
  
     Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası gereği


    Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası'na uygun olarak yapılan talep üzerine gizliliği kaldırılan belgeler arasında bir adamın, çocukken, yeşil uzaylı yaratıklarla "fiziksel ve ruhsal" temasının ayrıntılı şekilde anlatımı bulunurken, Algar isimli bir başkasının, İngiliz Hükümeti'yle 1981'de temasa geçmek üzereyken bir başka yaratık tarafından öldürüldüğü anlatılıyor.
 
    Mektubun yazarı, uzaylıların Wirral ve Cheshire'deki üslerini ziyaret ettiğini, eşinin Wallasey üzerinde bir UFO'nun düşürüldüğünü bildirdiğini dile getiriyor.
 
    4 yıl içinde gizliliği kaldırılacak 200 dosyadan ilk başta serbest bırakılan 8 dosya içinde, 1983'te Hampshire'daki Aldershot'ta bir yaratıkla bir araya geldiğini anlatan 78 yaşındaki bir adamın deneyimleri de yer alıyor.

  
     Yaşlı ve zayıf olduğu için beğenmemişler
 

   Ayrıntılarıyla anlattığı uzay aracının yanına gittiğini belirten adam, uzaylıların yaşını sorarak, "Gidebilirsin, bizim için çok yaşlı ve çok zayıfsın" dediklerini söylüyor.

    Bir başka mektupta da, kendilerine Wigan Ariel Phenomena Investigation Team adını veren bir grup, İngiliz Savunma Bakanlığı'na, uzaylıların saldırısı durumunda bir şifre kullanılıp kullanılmayacağını soruyor.

    Belgelerden birisinde de, 21 Şubat 1982'de Tunbridge Wells'te bir barda müşteriler ve çalışanlarını, yeşil ve kırmızı ışıklar saçan bilinmeyen bir uçan cisim gördükleri ve UFO'nun Londra'nın Gatwick Havaalanı yönünde kaybolduğu belirtiliyor.

   
    Olağandışı ışıklar


   Resmi kaynaklardan gelen belgelerden bir başkasında da, ABD Hava Kuvvetleri'nin iki askeri polisinin, 1980'de Suffolk'ta Kraliyet Hava Kuvvetleri Woodbridge Üssü'nün girişinde olağandışı ışıklar gördükleri anlatılıyor.

    Bir başkasındaysa ABD'nin Roswell kentinde uzaylılarla temasa geçtiğini ileri süren Amerikalı'dan esinlenerek, "İngiltere'nin Roswell'i" diye adlandırılan bir kişinin, uzaylı olduğu iddia edilen bir yaratıkla karşılaşması aktarılıyor.
 
    İngiliz Savunma Bakanlığı tarafından gizliliği kaldırılan belgelerde ayrıca, gördüklerini tasvir etmeye çalışanların ilginç çizimleri bulunuyor.


Bu resimler Britanya Ulusal Arşivi'nden alınmıştır.
  
   

    Kaynak:
CNNTURK.com


    Bahsi geçen belgelere kaynağından ulaşmak isteyenler
buradan buyursunlar.

Youtube Kapatılmasın !

    Çocukken sizden küçük olan kardeşiniz kötü bir davranışta bulunduğunda abi ya da abla olarak neden onun bu hareketine engel olmadığınızı sorgulayan ebeveynleriniz tarafından azarlandınız. Okula başladınız ve sınıfınızdan bir ya da birkaç kişinin yol açtığı sorumsuzca bir durumdan, hak etmediği halde tüm sınıf ceza aldı. Askere gittiniz ve bölükteki tek bir askerin kurallara aykırı hareketinden dolayı ortaya çıkan vukuat, tüm bölüğün cezalandırılmasına ve hatta çarşılarının kilitlenmesine yol açtı. Kurunun yanında yaşın yanması olarak tanımladığımız bu durumu sanal ortamda da yaşıyoruz artık. Aile, okul, askerlik derken internet ortamında da bu durumu yaşamak, hem de bir kez değil birçok kez yaşamak bıktırdı çoğumuzu. Birkaç kendini bilmezin yüklediği aykırı videolar yüzünden olayın faturası ülkedeki tüm internet kullanıcılarına kesildi. Böyle anlamsız bir cezayı çekmek istemeyen biri olarak 'Youtube kapatılmasın' diyorum ve yetkilileri daha duyarlı davranmaya çağırıyorum. Saygılar.


Siyasi Otoritenin Zayıflaması ve Ülke Üzerine Etkileri

    Türkiye'de üzerinden en çok siyaset yapılan, dış odaklarca karıştırıldığında en çok kanayan, ülkeyi alt üst etmek gerektiğinde azıcık dibini karıştırmanız gereken kavramlardan biridir laiklik. Çoğu kimse ne olduğunu tam olarak idrak edememiş olsa da ona dokunulmasını istemez. Kuşkusuz, olması gereken bir kavramdır ama ülkemizde olgunluğa ulaşamamıştır, ulaştırılmamıştır. İçinde bulunduğumuz sürece de bu kavramın rahat bırakılmaması sonucu ulaşmış bulunmaktayız. Son genel seçimlerde ülke seçmeninin yarısının oyunu alan bir partinin ilkelerinin ve amacının, bahsi geçen bu kavrama ters olduğunu düşünen bir hukuk adamının açtığı dava ülkeyi bu kaosun içine itmiştir. % 50 seçmenin korkmadığı bu partiden bir hukuk adamı çekinmiştir. Ülkesinin çıkarını düşünen bu hukuk adamı milyonlarca kişinin kararına karşı kendi kararının haklı olduğunu düşünerek Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunu yapmıştır. Peki bundan sonra şu ana dek ne oldu :

    1. Siyasi otorite, yargı yollu zayıflatıldı.
    2. Demokrasi'nin esamesi ülkenin lugatından adeta silindi.
    3. AB yolunda ağır yara alındı.
    4. Türkiye'nin dışa karşı itibarı azaldı. Zira siz, güçlü bir ekonomi idiniz. Peki ne oldu? Dolar, Euro fırladı, Borsa düştü. Yabancı yatırımcılar paralarını çekti, yeni yatırımların yolu kapandı. EXPO 2015 gibi Dünya'nın en büyük üçüncü organizasyonu kılpayı İzmir'in elinden alınıp, Milano'ya verildi.

    Şimdi kim bana iktidar partisine yapılanın ülkeye bir şey kazandırdığından bahsedebilir? Ağızlarında sakız ettikleri "laikliği" ve bunun gibi birkaç tetikleyici kelimeyi kullanarak ülkeyi içinden çıkılmaz bataklıklara sokan çevreler yüzünden bu ülke yerinde saymaktadır. Türkiye'de yıllardır darbe üstüne darbe yiyen demokrasinin aldığı yaralar yüzünden ülke, kabuğundan sıyrılamamıştır. "Eller aya biz yaya" sözü adeta üzerimize yapışmış, bizimle özdeşleşmiştir.

    Türkiye'nin bu gibi durumlardan yarasız ayrılması demokrasinin güçlenmesi ile mümkündür. Ülkedeki tüm kurumlar demokrasiye sahip çıkmalı, demokrasinin üzerinde başka bir güç aramamalı, ülke yönetimini demokratik olarak seçilen temsilcilerine bırakmalıdır. Hukuki veya askeri hiçbir yolla demokrasinin önüne engel çekilmemelidir. Bu durum, iktidara gelmiş ve gelecek olan her parti için geçerlidir. Eğer ortada ciddi bir tehlike varsa, halk bunun önüne kendi geçebilecek niteliktedir. Halk, yönetimin ve demokrasinin kontrol mekanizmasıdır.

Çanakkale Şehitleri'ne!

    Bir destanın yazıldığı ve bu uğurda yüzbinlerce vatan evladının şehit düştüğü 18 Mart günündeyiz. Yurdun doğusundan-batısından, kuzeyinden-güneyinden bu cepheye koşup Çanakkale Zaferi'ni elde eden Aziz Çanakkale Şehitleri'ni bir kez daha rahmetle anıyoruz. Vatanın bütünlüğünü korumak için canlarını feda eden dedelerimizin o gün yaptıklarını unutmamalı ve bıraktıkları mirası korumalıyız. Ülkemiz üzerinde oynanan sinsi planlara, kültürel yapımızı, kardeşliğimizi bozmaya çalışanlara karşı tek bir vücut olarak karşı koymalı ve atalarımıza layık olmalıyız. Umarım herkes bugünün anlamını yüreğinde hissedebilir.


                                                                

                                                                               Mehmet Akif ERSOY

"Türkiye = Demokrasi Ülkesi" Diyebilir misiniz?

    Hükümetler yıkılır, seçim olur, yerine yenisi gelir. Yerine 'halkın seçtiği' yeni bir umut gelir. Halk, siyaset sahnesinde oynayacak oyuncularını seçer ve onları meclise yani sahneye yollar. Seçtikleri oyuncuların sergiledikleri performanstan hoşnut kalmazsa halk-yani seyirciler-bir sonraki seçimi bekler ve beğenmediği oyuncuları siyaset sahnesinden uzaklaştırır. Yani iş halkta biter, o ne isterse o olur. İşte buna demokrasi denir. Halkın egemenliği cumhuriyet devletlerinin gereği demekse ve bu da demokrasi ile sağlanıyorsa şu günlerde içinde bulunduğumuz durum 'demokratik olarak tanımladığımız' ülkemizde aslında demokrasinin yaşanmadığını ortaya koymuyor mu? Siz halkın seçtiği bir partiye açıkça karşı olduğunuzu kastederek gecenin bir yarısı bir bildiri yayınlıyorsunuz, ülkeyi allak bullak edip seçime sokuyorsunuz, aynı parti % 50'ye yakın oyla geldikten sonra bile halkın kararını tamamiyle göz ardı edip hukuğu demokrasiye müdahale aracı olarak kullanıyorsunuz ve halkın kendisini temsil yetkisi verdiği partiyi kapatmaya kalkıyorsunuz. Cumhuriyet rejiminde eğer halkın üzerinde başka bir güç olmaması gerekiyorsa ve biz de kendimize "cumhuriyet devletiyiz, demokratiğiz" diyorsak bu tip antidemokratik hareketlerin milletin iradesini ortadan kaldırmaya hakları olamaz.

    Daha önceden halk iradesine yapılan müdahalenin 22 Temmuz seçimlerinde nasıl geri teptiğini hep beraber gördük. Şimdi yapılan hukuki müdahalenin de iktidar partisine zarar vermeyeceğini, onları daha da güçlü kılacağını düşünüyorum. Yapılan bu demokrasi dışı eylemler hedefteki partiyi güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor çünkü.

    Diyelim ki iktidar partisi kapanmadı ama bu süreç içinde halk iradesi yıpratıldı ve yeni bir seçime gidilmek zorunda kalındı. Hedefteki, istenmeyen bu parti sizce önceki oy oranını (% 46) koruyabilir mi? Hepinizin bir tahmini olacaktır elbette. Sonuçta çoğunuz benim gibi bu partinin oy oranının artacağını söyleyeceksiniz. Oyu veren halk, oyunu bu partiye değil, demokrasiye verecektir, kendi kararına yapılan saygısızlığa cevap olarak aynı partiye oy verecektir, demokrasinin korunması gerektiğinin bilincine sahip olarak müdahale eden çevrelere "benim kararımı sorgulayamazsın" diyecektir.

    Şimdi size soruyorum: DEMOKRATİK BİR ÜLKENİN VATANDAŞI MISINIZ?

    Yorum olarak sadece EVET ya da HAYIR diyebilirsiniz. Fikrinizi belirtmekten çekinmeyin, onlar kararlarınıza müdahale ederken çekiniyorlar mı?

Dağdaki Terör 100 James Bond'la Biter

    Türkiye acılarla dolu bir dönemden geçiyor. Tam seçimlere yaklaşırken, PKK terörü anlaşılmaz bir şekilde artıyor. Çocuklarımız, askerlerimiz, subaylarımız ölüyor. PKK'nın ne istediği, amacının ne olduğu bir türlü anlaşılmıyor. Kiminle işbirliği yapıp, kimin hesabına çalıştığı da... Karakollarımızın nasıl bu kadar kolay basıldığı, askerlerimizin niye bu kadar korunmasız oldukları da anlaşılamayan konular arasında... Türkiye'nin K. Irak'a bir askeri operasyon yapıp yapmaması tartışılırken, akıllara takılan bu soruları uluslararası siyaset, hukuk ve güvenlik üzerine araştırmalar yapan sivil düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu'nun (USAK)Başkanı doçent Sedat Laçiner'e sorduk. Geçmişte ASAM'ın stratejistlerinden olan Sedat Laçiner'in, IRA terörü, Ermeni meselesi, Türkiye-AB ilişkileri, Irak savaşı ve Türkiye üzerine yayımlanmış kitapları var.


  -Türkiye'de bir askeri darbe olsa... Sıkıyönetim ilan edilse, PKK çok mutlu olur. Çünkü PKK'nın büyüdüğü zeminlerdir bunlar. PKK, Kürtlere hak verildikçe zemin kaybeder. PKK terör eylemleriyle ülkede sivil siyaseti boğmak istiyor. Türkiye'nin AB ve demokratikleşme sürecini tersine çevirmek istiyor. PKK, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkıyor. Zaten şu açık ki, Türkiye'de zıt uçlar birbirini besliyor.

    -Zıt uçlar kim?

    -Kürt ulusalcılarla Türk ulusalcılar birbirini destekliyor. Ülkede terör dönemine geri dönülmesini isteyenler, 'Kürt meselesinin sadece silahla çözülebileceğini, demokratikleşmenin çözüm olmayacağını, AB üyeliğinin yanlış olduğunu, Türkiye'nin dışa kapanması gerektiğini, Batı demokrasisinin ülkeyi böleceğini' söylüyorlar.


    -PKK, Türkiye'de askeri bir yönetim mi olmasını istiyor?

   -En çok istediği şey bu. Radikal milliyetçi yaklaşımın artması, PKK'nın çok işine yarar. Bu sayede istismar ettiği her konuyu sürdürebilir. PKK ne diyor? 'Türkiye demokratik bir ülke değil. Kürtlere burada yer yok. Yaşanan, sahte bir demokratikleşme sürecidir. Bizi kandırıyorlar' diyor. Nitekim bir askeri müdahalede, PKK'nın dediği her şey gerçekleşir. AB'ye uyum için çıkarılan demokratikleşme paketlerinden, Kürtlere tanınan haklardan geriye dönülür. Sıkıyönetim ilan ettiğiniz zaman...

    -Ne olur?

  -Şüpheli gördüğünüz kişileri rahatça içeri alır, sorgularsınız. Bugüne dek PKK nedeniyle G. Doğu ve Doğu'da 1 milyon insan sorgudan geçirildi. Bunlar resmi rakam. Eğer aynı sıkıyönetimli süreç tekrar başlarsa, Kürtlerin ayrılması riski ortaya çıkar. Yani sıkıyönetimli süreç başlarsa, biz bu ülkenin bir kısmını gerçekten kaybederiz. Çünkü insanları kaybederiz. Zaten bir ülke toprak kaybederek bölünmez. İnsanların kalbini, beynini kaybederek bölünür. Sıkıyönetimin ilan edilmesi, Türkiye'nin çok uzun süre demokratik dünyadan, AB'den tamamen kopması anlamına gelir ki... İşte o zaman Sarkozy'nin ve Merkel'in Türkiye'yi AB dışında tutmak için hiçbir şey yapmalarına gerek kalmaz. Türkiye, kısıtlanmış işçi hakları, düşük ücretler ve otoriter bir sistemle yoluna devam eder. Böylece bir Güney Kore ya da Çin modeli Türkiye'ye rahat giydirilir. Belki de bu yüzden yabancılar ekonomik anlamda pek panikte değiller bugün.

    -PKK, Türkiye'yi Kuzey Irak'a mı çekmeye çalışıyor?

   -PKK, Türkiye'yi sadece K. Irak'ta değil, G. Doğu'nun Gabar, Cudi dağlarında da çatışmaya çekmeye çalışıyor. Eğer Türkiye K. Irak'a girerse, PKK'nın çok işine yarayacak. Çünkü Türkiye'nin en üst düzey yetkilileri 'Bu terörün arkasında ABD, AB, Barzani ve Talabani var' diyorlar. 'Sınırı geçince ABD'yle mi çarpışacağız? Barzani'yle mi çarpışacağız?' diye soruyorlar.
Bunu Genelkurmay Başkanı söylüyor. Evet. En üst düzeydeki askeri isim söylüyor bunu. Ama bunları söylemek, her tarafı kırıp dökmek demektir. Bu tür şeyler böyle kamuoyunun önünde, basının karşısında, kokteylde söylenmez. Alttan birileri söyler bunları. Karşı tarafa istihbarat dosyaları gönderilir ve bunlar medyaya sızar. Daha önce Türkiye'nin karşısında bir PKK vardı. Yani birkaç bin adam vardı. Ama şimdi bu açıklamalar sonucunda, Türkiye'nin karşısında AB, ABD, Barzani, Talabani, Bağdat var, tüm dünya var. Siz bir devletin, hem ülkenizde terörü desteklediğini söyleyip, hem de onunla müttefik olamazsınız. Eğer bu kadar açık meydan okuyarak, ABD'nin ve AB'nin terörü desteklediğini söylerseniz, karşılığını alırsınız. PKK'nın eline öylesine etkili bir silah verirler ki, öyle bilgiler aktarırlar ki, siz Irak'ın kuzeyine girdiğiniz anda 300 askerinizi kaybedersiniz. Hatta Barzani'nin adamları ve İsrail'in oradaki istihbarat görevlileri, size PKK kılığında öyle zararlar verirler ki, şaşkınlığa uğrarsınız.

    -Peki... Eğer Türkiye askeri gerginlikten dolayı seçimlerini yapamazsa, sıkıyönetim ilan edilirse, bunun Kürt vatandaşlara nasıl bir yararı olacak?

   -Hiçbir yararı olmaz. Bazıları, 'Kuzey Irak'a giriyoruz. Bu ortamda seçim yapılamaz' diyorlar. Eğer bir savaş veya düşük yoğunluklu çatışma, bir ülkenin seçim yapmasını engelleyecek olsaydı, Amerika, tarihinde hiç seçim yapamazdı. Türkiye muz cumhuriyeti mi ki, iki şeyi aynı anda yapamıyor? Atatürk ülke işgal altındayken seçim yaptırdı. Düşman askeri Meclis'e bir saat mesafedeyken, demokratik süreçten vazgeçmedi. Bakın... Seçimlerin anlamsızlaştırıldığı bir ülke anormal bir ülkedir. Eğer seçim çözüm üretemiyorsa, orası fiili bir diktatörlük, askeri bir yönetimdir. Bazılarının maksadı da budur. Türkiye'yi demokrasi sürecinden ve AB'den koparmak ve böyle bir fiili yönetime götürmek.

    -PKK, bir yandan orduyla çatışıyor ama bir yandan da Kemalizm'i ve orduyu öven bildiriler yayımlıyor. Bu çelişkili davranışların açıklaması ne olabilir?

    -PKK'nın rakibi ordu değildir. Bakın... Aslında terör, silahlı bir meydan okuma değildir. Terör, fikri bir meydan okumadır. Terörle mücadeleyi, teröristle mücadeleyle karıştırmamak gerekir. Türkiye bu ikisini karıştırıyor. Terörist sivrisinek gibidir. Ordu ise dev bir balyozdur. Türkiye elinde balyozla sivrisineğin peşinde koşturuyor. Siz sivrisinek olsanız, balyozdan korkar mısınız? Korkmazsınız. Balyozun üzerinize isabet etme ihtimali çok düşüktür çünkü. Bu yüzden sivrisinek insanın devamlı orasına burasına konup kanını emmeye çalışır ki, balyoz insanın kendisine vursun. PKK da terör konusunun sadece askeri mesele olarak kalmasını ister. Ayrıca PKK'nın orduyla mücadelede hiçbir sorunu yok. Bir örnek vereyim.

    -Evet, verin.

   -Gabar Dağı'nın adı çok geçiyor. Bu dağda şu anda 35 PKK teröristi var. Bu resmi rakamdır. Bunlar dağda dolaşıyorlar, arada bir de uzun namlulu silahlarıyla kayanın arkasına geçip kurşun atıyorlar ve bir eri öldürüyorlar. Peki biz bu dağın etrafında kaç kişi bulunduruyoruz biliyor musunuz? Dağın etrafında 10 bin kadar askerimiz var bizim. Cudi Dağı'na gelelim... Orada da 100 civarında PKK teröristi var. Oysa bir dağa hâkim olmak için binlerce insana ihtiyacınız yok. O dağa işini iyi yapan, komando eğitimi almış, SAT türü 35-100 James Bond gönderirsiniz, işi bitirirsiniz. Ama gönderilmiyor. Kaldı ki bizim subaylarımızın yüzde 90'ı da terör uzmanı değildir. Dünyada ise teröristle mücadele profesyonel ekiplerle yapılıyor. Türkiye, terörle ve teröristle mücadeleyi askerle yapan yegâne ülke Batı dünyasında. Batılı ülkeler, teröristle mücadeleyi asla orduyla yapmıyorlar.

   -Nasıl yapıyorlar?

  -Polisin içinde bir birim kuruyorlar. Kuzey İrlanda'da biraz orduyu işin içine soktular, sonuç felaket oldu. Sonra yeniden profesyonel güçlere döndüler. Terörle mücadeleye gelince, o apayrı bir şey. Hayvancılık politikasından sosyal politikalara, demokrasiye varıncaya kadar her şeyi kapsıyor bu. Eğer terörle mücadeleye siviller el atmazsa, terör asla ve kata bitmez.

  -PKK'nın Türkiye'de demokrasi istemediği, AB'nin yolunu kesmeye uğraştığı artık açıkça görülüyor. Kim destekliyor PKK'yı?

  -Şu anda PKK'yı en çok destekleyen Türkiye'nin hatalarıdır, korkularıdır. Bunun dışında PKK'yı destekleyen herkes teferruattır. Eğer siz bir karakolunuzun içine PKK'nın militanını hiç arabasını kontrol etmeden alıyorsanız, PKK'yı en çok Türkiye destekliyor demektir bu. Bu kadar beceriksiz, terörle mücadele stratejisi 25 yıldır bu kadar başarısız olmuş... Bakın... Türkiye hiçbir zaman terörü bitiremedi.

    -Terör bir ara bitmemiş miydi?

   -PKK'yı bir dönem bitiren, Amerika'nın Öcalan'ı paketleyip Türkiye'ye vermesi ve PKK'ya 'Böyle devam edemezsin. Ya normalleşeceksin, siyasileşeceksin ya da ben senin karşında olacağım' tavrı oldu. Ama sonra 1 Mart'ta tezkere geçmeyince, Amerika'yla Türkiye'nin arası açıldı ve Kuzey Irak'ta bir boşluk oluştu. PKK bundan da yararlandı. Eğer asker çıkıp bu tezkere gerekli deseydi, Meclis'ten geçerdi ve siz de bugün sınır ötesi operasyondan bahsetmezdiniz, çünkü sınırın ötesinde olurdunuz. Bugün Türkiye'nin dış ve iç güvenliği, siyaseti birbirinin içine girmiş ve çorba olmuş vaziyette. Çok tehlikeli bu. İç siyasi çekişmeler, hesaplar, dış siyasetimizi ve savunma politikamızı etkiliyor. Böyle bir operasyonun sağlıklı olacağı konusunda ciddi şüphelerim var benim.

    -Niye?

   -Çünkü Irak'a savaş açacaksınız. Bakın... Eğer karşı taraf size sıcak takip izni vermediyse, 'sınır ötesi operasyon' diye bir şey yoktur uluslararası hukukta. Ordu, bir başka devletin sınırları içine girip, orayı işgal edecek demektir. Ama bu konuda TSK'nın baş komutanı olan Cumhurbaşkanı tek kelime ediyor mu? Başbakan ediyor mu? Genelkurmay Başkanı 'İzin isterim' sözünün ötesinde gidip Başbakan'la konuşuyor mu? Hayır. Bütün bunların nedeni iç siyaset işte. Oysa böyle operasyonlarda hem içeride birlik olmak hem de dışarıdaki aktörleri ikna etmek zorundasınız. Bunların tam tersi yapıldı bizde.

   -Genelkurmay Başkanı, K. Irak'a askeri bir müdahale gerektiğini bir basın toplantısında açıkladı. Müdahale, PKK saldırılarını gerçekten sona erdirebilecek mi?

   -Mümkün değil. Çünkü sorunun kaynağı K. Irak değil. Sorunun kaynağı Türkiye. Bu terör Türkiye terörü. Büyük hata yapıldı ve insanların ümidi artırıldı. İnsanlar operasyon yaparsak, terör biter sanıyor. Bugüne kadar 24 büyük operasyon yapıldı Kuzey Irak'a. PKK çökertilemedi çünkü terör böyle çökertilemez. Terör silahla çözülmez. Terörist, yani sivrisinek balyozla öldürülmez. Kandil Dağı'na, İran'ın yıllar süren desteğiyle tüneller, mağaralar, sığınaklar yapıldı. Çok güçlü bombalar da atsanız, derinlere nüfuz etmeniz çok zor artık.

    -Biz sınır dışı operasyon yapmak istiyoruz ama sınırlarımızın içine de pek hâkim olamadığımız görülüyor. Niye sınırlarımıza ve sınırların içine hâkim olamıyoruz?

    -Sınırlarımız delik deşik demek yanıltıcı olmaz. Zaten Genelkurmay Başkanı da, iki-üç yıl önce, kara kuvvetleri komutanıyken, 'Sınırlarımızdan 2 bin terörist girdi. Terör eylemleri artacak' demişti. Sınırlarımızın korunmasında büyük problem var. Sınırdaki coğrafi zorluklar gerekçe gösterilemez. Çünkü sınırda bazı yerler var ki, yerel halk da, bürokratlar da oraya 'koridor' diyor. Hiçbir engelle karşılaşılmadan herkes istediği gibi girip çıkıyor. Ankara'daki bir büyükelçi bana 'Bizim uydular tespit ediyor. İran sınırından şu anda yüzlerce terörist girdi. Irak sınırından da binlerce girdi. Sizinkiler niye müsaade ediyor? Niye bunlar rahatlıkla girebiliyor' diye sormuştu.

    -PKK'nın son büyük saldırısı sınırdan çok içerilerde, Tunceli'de gerçekleştirdi. PKK, orada varlığını nasıl sürdürüyor?

     -Sayıları çok değil zaten. Doğu'da 250 bin asker var. Değil 250 bin, 2 milyon asker yerleştirin, terörist gene gelir bombasını atar. Bir ili, 50 kişiyle terörize edebilirsiniz. Çünkü ordular hantaldır. Orduyla iç güvenlik sağlanamaz. Siz 10 bin kişiyi oradan oraya sevk ederken, 50 kişi ıslık çalarak başka bir yere gidiyor. Türkiye'de dağda, ilde toplam 1500 kadar terörist var. K. Irak'ta da 3 bin 500 civarında terörist var. Bunların da yarıya yakını 15 yaşındaki kız ve erkek çocukları. Eğer bir PKK kampını bastık deyip hepsini öldürsek, sonunda 15 yaşındaki çocukları öldürdüğümüzü de görebiliriz. Olayın bir de bu boyutu var.

   -İki PKK'lı bir ciple Tunceli'deki bir karakolumuza girip yedi askerimizi şehit etti. Bu nasıl mümkün olabildi? Burada askeri bir ihmal yok mu?

   -Tabii var. Bütün karakollar bu halde. Doğu ve G. Doğu'daki karakollarda, Ankara'da bir orduevinin güvenliği kadar bile güvenlik yok. Üç ay askerlik yapmış birini siz profesyonel bir teröristin karşısına çıkarırsanız, güvenlik nasıl olabilir? Pülümür'deki baskın gösterdi. Karakola gelen ekmek cipine ne parola soruyorlar, ne de güvenlik kontrolü yapıyorlar. İki teröristten biri ölüyor, diğeri kaçıp gidiyor.

   -Toplumumuz askeri sorunları tartışmıyor. Son olaydaki ihmali ya da hatayı da konuşmadık. Niye askeri konuları konuşamıyoruz?

   -İzin verilmiyor. Geçen yıl bir şehit annesi, 'Benim oğlum askerlikten hiç anlamaz. Yeteneği yoktur. Çocuğuma askerlik eğitimi de verilmedi ve teröristin karşısına çıkarıldı, öldü' dedi. Bu tür ihmalleri söyleyen çok kişi oldu bugüne dek ama bunlar biraz deli muamelesi gördüler. Bir de şehit cenazelerini bazı siyasi gruplar domine ediyorlar açıkçası. Bu tür açıklamalar olmasın, iş tersine dönmesin diye bilinçli yapılan bazı işler de var şehit cenazelerinde. Biri çıkıyor slogan atıyor ve o slogan herkesi sarmaya başlıyor.

    -Savunma konularını tartışmaktan korkuyor mu toplum?

   -Toplum korkmuyor ama konuşunca vatan hainliğiyle suçlandığında geri çekiliyor. 20 yaş üstü her Türk erkeği benim bu anlattıklarımın çok daha fazlasını bilir. Terörle bu şekilde mücadele edilemeyeceğini ülkede herkes bilir. Askerlik konusunda bilgisi olmayan insanların eline silah ver ve onları dağa çıkar. Orada beklesinler. Bunları teröriste hediye ediyorsunuz. Terörist için hedeftir onlar. Terör konusunda uzmanlık sadece erlerde değil, subaylarda da yok. Türk ordusu içinde terör eğitimi almış subay sayısı yok denecek kadar azdır. Ama Türkiye'de 'Asker eleştirilmez' diye bir gelenek, adap var. Eleştirdiğiniz zaman asker düşmanı etiketi alıyorsunuz. Oysa toplumda askerlere bu kadar destek varken, insanlara bu kadar şüpheyle yaklaşmak, artık paranoya seviyesine geldi.

    -Türk ordusu K. Irak'a girerse Amerikalı askerlerle çatışır mı?

   -Hayır doğrudan çatışma olacağını sanmam. Amerika bize çok net olarak K. Irak'a girme derse, gireceğimizi pek sanmam. Amerika'nın hiddetini kimse üzerine çekmek istemiyor. Böyle bir operasyonun yükünü hiçbir kurum tek başına üzerine almak istemiyor. Ayrıca izin alınıp da girilirse, nasıl girileceği de çok net değil. 100 bin kişiyle girip Kandil Dağı'nı kuşatacağımızı, böyle risklere gireceğimizi sanmıyorum. Sınırın hemen ötesinde tampon bölge kurulmak istenecek. Oradan vur-kaçlarla hareketler yapılacak herhalde.

    -Türk ordusu Amerika ile çatışmak istiyor mu?

   -Amerika da, Türk ordusu da sıcak çatışma istemez. Barzani de çatışmak istemez. Ama ben Türk askerinin Barzani'yle çatışmayı göze aldığını düşünüyorum. Hatta Türk askeri Barzani'yle çatışmak istiyor da olabilir. Bu operasyonda hedef PKK mı, Barzani mi, ondan da emin değilim açıkçası.

Kaynak:
http://www.jurnalturk.com/detay.gur?@=362573

Kuzey Irak'a Girelim mi?

    Türkiye çok önemli olaylara sahne oluyor şu günlerde. Erken seçim dönemindeyiz. Partiler harıl harıl çalışıyor seçimi kazanmak uğruna. Muhtıra zoruyla yapılan bir seçimle karşı karşıyayız. Zaten seçimden başka da bir çare yoktu o internet darbesinden sonra. Seçim süreci devam ederken yapılan Cumhuriyet mitingleri var bir de. Cumhuriyeti ve laik devlet yapısını savunanların mitingi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarınca düzenleniyor. Her mitingte CHP ve DSP liderlerini görebilirsiniz. Toplanan kalabalıklardan kendilerine pay çıkarmaya çalışanlardan yalnızca ikisi.

    Seçim hazırlıkları devam ederken gelen şehit haberleri, büyük şehirlere yapılan saldırı hazırlıkları ve Ankara'daki patlama sizce ne için? Türkiye zaten kararsız bir dönem içindeyken gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmek üzereyken durdurulan bu hain saldırıların amacı nedir? Cevap, varolan kararsız duruma ülkeyi biraz daha sürüklemektir. Siyasi krizin yaşandığı bu zamanı iyi değerlendiren PKK tüm gücünü bu istikrarsız durumu körüklemeye adamış durumda. Peki PKK tüm bu saldırıları tek başına mı hazırlıyor? Tabiiki hayır. Şu dönemde desteğini iyice arttıran yabancı güçler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu güçler Türkiye'yi savaşa sürüklemek istemektedir. Bu güçler seçimin eşiğindeki bir ülkeyi Kuzey Irak bataklığına çekmek istemektedir. Kuzey Irak'a giren Türk askerinin işi çok mu kolay olacak. Hayır! Çünkü, böyle bir durumda PKK'ya yapılan yabancı desteklerin miktarı daha da artacaktır.

    Arkadaşlar, bulunduğumuz konumdaki bir ülkenin güçlü olmasını isteyecek hiçbir yabancı devlet yok. Burada bulunan güçlü bir devlet (siyasi ve ekonomik bakımdan) Ortadoğu'nun kontrolünü elinde bulunduran bir devlet olacaktır. Hiçbir devlet Türkiye'nin bu seviyeye ulaşmasını istemez. Gücü kendileri kontrol etmek ister. O nedenle hep bir istikrarsızlığın içerisinde yaşamamızı ve buranın kontrolünün kendi elleri altında olmasını istiyorlar. Geçmişte yapılan, şimdi yapılmakta olan, gelecekte yapılacak olan budur. Bu durumu göz önünde bulundurup Irak topraklarına girmenin bizim açımızdan doğuracak sonuçları uzmanların tek tek incelemesi, üzerinde çok kafa patlatması gerek. Önce iyi bir plan, sonra ya siyasal çözüm ya da harekat. Bana sorarsanız önce siyasi çözüm derim.

Astreoidin Çarpmasına 2 Ay Kaldı !!!

    Tüm dünya ajanslarına bu haber bomba gibi düştü. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA'nın verdiği bilgilere göre Jüpiter'in güçlü çekimiyle rotası değişen bir asteroid, yönünü Dünya'ya çevirmiş bulunmakta. Asteroidin büyüklük sınıflandırmasına göre dev boyutlara sahip olduğu söylendi. NASA'nın bu haberi neden dünyaya yeni duyurduğu konusunda tartışmalar büyümekte. Zira NASA, bu asteroidin Dünya'ya yöneldiğini uzun süredir bilmekteymiş. Bu büyüklükteki bir asteriodin Dünya'ya çarpması sonucu Dünya hayatının % 96,7'sinin sona ereceği de NASA tarafından belirtildi. Asteroidin çarpacağı yer ise Akdeniz kıyıları olarak söylendi.



    Panik yapmayın bayanlar baylar. Çünkü bu, dingildana.blogcu.com'un sizlere 1 Nisan şakasıdır :))

    Korkuttuysam özür dilerim. Şu an için böyle bir durum söz konusu değil; ama olmayacağını da kimse söyleyemez değil mi?

« Önceki ::
Her Telden Calan Super Blog
Haber
Google PageRank 
Checker - Page Rank Calculator