< Bilim - !!! HER TELDEN ÇALAN BLOG !!! - Blogcu









Evrimin Sınırlarını Zorlayan Hayvan

    Evrime inanın ya da inanmayın ama bu haberdeki hayvanın özelliklerine dikkat edin. Bilim adamlarınca en ilginç hayvanlardan biri olarak görülen platypuslar (ornitorenk), gagalı memeliler olarak biliniyor. Memeli sınıfının eşsiz üyesi olan bu türe ait genetik şifreyi elde eden bilim adamları, başlangıçtan bu yana yaşamın nasıl şekillendiğini anlamaya çalışıyorlar. Dilerseniz haberi okuyalım.

 

  En ilginç hayvanın gen haritası çıkarıldı

 Bilim adamları, ördek gibi gagası bulunan, kunduz kuyruklu, yılan gibi zehri bulunan, doğum yapmak yerine yumurtlayan memelilerden olan doğanın en ilginç hayvanı “platypus”un gen haritasını çıkardı.

   Araştırmacılar, Nature dergisinde bugün yayımlanan “platypus”un gen analizinin, aralarında insanların da bulunduğu memelilerin milyonlarca yıl önce nasıl evrim geçirdiğinin açıklanmasına yardımcı olmasını umuyor.

     Platypus, kürkü olduğu ve yavrularını emzirdiği için memeli sınıfına giriyor. Kuyruğunu kunduz gibi sallayabilen bu hayvan, kuş gagası ve sürüngen zehrine sahip olma gibi özellikler de taşıyor. Genellikle su altında yaşayan bu hayvanlar, zehirlerini arka ayaklarında taşıyor.

    ABD Ulusal İnsan Genome Araştırma Enstitüsü'nden Francis S. Collins, ilk bakışta bu hayvanın, “bir evrim kazası” olarak görülebileceğini, ancak bu hayvan ne kadar garip görünse de gen haritasının, memelilerin biyolojik süreçlerinin nasıl evrime uğradığının anlaşılması açısından çok değerli olduğunu bildirdi.

    Bilim adamları bu araştırmanın, bu hayvanın çoklu özelliklerinin, farklı sınıflarda hayvanlarınkiyle kesişen karışık genleriyle DNA’sına yansıdığını gösterdiğini de belirtti.

     Bilim adamları, tüm memelilerin sürüngenlerden geliştiğine ve platypus haline gelenlerle insan olanların 165 milyon yıl öncesine kadar aynı evrim yolunu paylaştığına inanıyor. Diğer hayvanlardan farklı olarak platypuslar, yılanların ve kertenkelelerin karakteristik özelliklerini korumuş. Bu özellikler arasında bu hayvanların erkeklerinde, çiftleşme anında rakibini kaçırtmak için arka ayaklarındaki acı veren zehri kullanması bulunuyor.

   “Glennie” adında dişi platypustan toplanan DNA’nın kullanıldığı bu araştırmaya, ABD, Avustralya, Japonya ve diğer ülkelerden 100’den fazla bilim adamı katkıda bulundu.

     Bilim adamları, platypusun genlerini insanın ve diğer memelilerinkiyle karşılaştırarak, memelilerin evrimiyle ilgili bilgilerdeki boşlukları doldurmayı umuyor.

       Avustralya’ya özgü bir hayvan olan platypusların sayıları bilinmiyor. Postları için yıllarca avlanan bu hayvanlar, 1900’lü yılların başından bu yana koruma altında bulunuyor.

      


         PLATYPUS

    Ornitorenk veya platipus veya Türkçe’deki yaygın adıyla gagalı memeli (Ornithorhynchus anatinus), 39-60 cm boylarında, Doğu Avustralya ve Tazmanya’ya özgü bir yarı-deniz memelisidir.

    Ornitorenkler, doğum yapmak yerine yumurtlayan memeliler olan tek deliklilerin hâlâ var olan beş tanesinden biridir. Ornithorhynchidae familyasının ve Ornithorhynchus cinsinin yaşayan tek temsilcisidir. Buna rağmen bazıları Ornithorhynchus cinsine de ait olan fosil akrabaları bulunmuştur.

    Yumurtlayan, ördek gagalı, kunduz kuyruklu, erkeklerinin arka ayağında zehirli bir mahmuzu olan bu memeli keşfedildiği zaman doğabilimcileri çok şaşırmıştır. Ornitorenkler’in eşsizliği onu Avustralya’nın kanguru ve koala ile beraber en belirgin sembollerinden biri yapar. Avustralya 20 sentinin arkasında resmi yer alır.



    Kaynak: ntvmsnbc


İnsanoğlu'nun Mars İle Bir Sonraki Teması 25 Mayıs'ta

    Bilim-kurgu alanında birçok kitaba ve filme konu olmuş Kızıl Gezegen Mars'a ait gizemler bir sır olmaktan çıkacak gibi görünüyor. NASA'nın uzay aracı Phoneix, nam-ı diğer Anka Kuşu, eğer her şey yolunda giderse 25 Mayıs'ta bu ilginç gezegenin yüzeyine bir iniş gerçekleştirecek. Marslılarla karşılaşmak bir yana, bilim adamları orada daha ziyade ilkel mikroplar bulmayı ümit ediyorlar. Eğer bunu bulacak olurlarsa evrende yalnız olmadığımızı, Mars'ta yaşayan mikrop komşularımız olduğunu büyük bir coşkuyla kutlayacağız. Şaka bir yana, bu büyük proje ile ilgili haberi aşağıdan öğrenebilirsiniz.



    NASA’nın geçen Ağustos’ta fırlattığı yeni Mars fatihi Phoenix (Anka Kuşu) uzay aracı, her şey yolunda giderse 25 Mayıs’ta Kızıl Gezegen’in kuzey kutbu yakınlarına inecek.



    Mars’ın bu bölgesinin bir zamanlar mikrobik yaşam için uygun koşullar sağlayıp sağlamadığını yerinde inceleyecek Phoenix, hedefine başarılı bir yumuşak iniş yaparsa bu 1976’da Viking 2 ve 1999’da Mars Polar Lander uzay araçlarının Kızıl Gezegen’e inişi sırasında parçalanmasından bu yana, ilk motorlu iniş olacak.



    NASA’nın Pasadena’daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan Phoenix projesi direktörü Barry Goldstein, uzay aracının şimdiye dek sorunsuz gittiğini, ancak inişin ne kadar yumuşak olacağını düşününce endişelendiklerini ve heyecanlandıklarını söyledi.


    Nisan başında güzergahını bir miktar değiştiren Phoenix’in 10 Mayıs’tan başlayarak üç cumartesi arka arkaya roketlerini ateşleyeceğini belirten Goldstein, uzay aracının çok düzgün ilerlediğini, bu nedenle belki manevralardan birine gerek kalmayacağını kaydetti.


    Mars’a son inen NASA’nın ikiz robotları Spirit ve Opportunity ile kaybolan İngiliz uzay aracı Beagle 2’nin tersine Phoenix, Kızıl Gezegen’in yüzeyine inişini yumuşatmak için hava yastığı kullanmayacak. Phoenix, bunun yerine son ana kadar yumuşak iniş için motorlarını kullanarak, bir ilki yerine getirmeye çalışacak.


    NASA’nın Mars’ta su arayış stratejisi son yıllarda sıra dışı keşifler yapmasını sağlarken, Phoenix, ilk kez Mars toprağında buz halinde olduğu tahmin edilen suya dokunarak ve analiz ederek Mars keşif stratejisini tamamlamayı amaçlıyor.



    Zor Koşullarda Görev

    Sıvı haldeki suyun, toprağın kimyasını ve mineral yapısını nasıl değiştirdiğini ölçerek Kızıl Gezegen’in kuzey kutbundaki buzun tarihini inceleyecek Phoenix aracı, ayrıca Mars kutup çevresinin ilkel mikroplar için uygun bir yaşam alanı olup olmadığını görme olanağı sağlayacak.


    İki güneş paneli açıldığında 5 metre genişliğe ulaşan ve 1,52 metre uzunluğu bulunan Phoenix uzay aracının, 10 cm kadar derinlikte bulunduğu tahmin edilen buz tabakasına ulaşabilmesi için toprağı kazacak 2,34 metre uzunluğunda bir robot kolu bulunuyor. Uzay aracının gönderdiği fotoğraflar arasında bu robot kolun da görüntüleri bulunuyor.


    Bu kola eklenen bir kamera ile bir sonda ile toprağı ve bulduğu buzu inceleyecek Phoenix’in, Mars atmosferinde asılı su ve tozu lazerle ölçecek meteorolojik ölçüm araçları da bu misyon sırasında 3 ay süreyle hava durumunu gözleyecek.


    NASA’nın düz ve kayalık olmayan bir araziye indirmeyi planladığı Phoenix, görevini sıfırın altında 73 ila sıfırın altında 33 santigrat derecede yapacak.


    Mars atmosferine giriş hızını azaltmak için önceki uzay araçları gibi bir termik kalkan kullanacak ve hızını sonrasında saatte 210 kilometreye düşürmek için bir süpersonik paraşüt açacak uzay aracı, daha sonra üç ayağı üzerine yumuşak iniş yapmak için retro-füzelerini ateşleyecek.


    Toplam 8 ay sürecek yolculuktan sonra Kızıl Gezegen’e ulaşması planlanan uzay aracı, NASA için Arizona Üniversitesi'nin Lockheed Martin şirketi, Jet Motorları Laboratuvarı ve Kanada Uzay Ajansı'yla yaptığı işbirliğiyle üretildi.


    Şu ana ve geçmişe ait olası yaşam belirtilerinin yanı sıra Mars’a yapılacak bir insanlı uçuş için gerekli ortamı inceleyecek Phoenix’in fırlatılmasını da içeren bu programın maliyetinin 400 milyon doları aşacağı tahmin ediliyor.


    Uzay aracı, Alman bilim adamlarının, “NASA’nın 30 yıl önce Mars’a gönderdiği iki Viking uzay aracının Kızıl Gezegen’de mikro organizmaların varlığını keşfedebileceği, ancak bunları bilmeden öldürdüğü” yolundaki iddiaların incelenmesi açısından da bir şans olarak görülüyor.


    Gezegenin yörüngesinde araştırma yapan Mars Odyssey aracı, 2002 yılında kuzey kutbunda buzulların bulunduğu bir bölge tespit etmişti.


    Bilim adamları, Phoenix’in Kızıl Gezegen’in jeolojik tarihiyle ilgili önemli ipuçları elde etmesini bekliyor. Uzay aracının birinci hedefi buzun içinde mikropların yaşayıp yaşamadığını bulmak olacak.


    Phoenix, NASA’nın düşük bütçeli uzun dönem sürdürülebilir uzay araştırmaları planının bir parçası. NASA, insanlı uzay üsleri kurmadan önce, karşılanabilir bütçelerle desteklenen araştırmalar yaparak, astronotları öncül araştırma yükünden kurtarmak istiyor.


    Phoenix, daha önce 2001 yılında Mars Surveyor programının bir parçası olarak uzaya gidecekti, fakat bu program, Mars Polar Lander’ın 1999 yılında Mars yüzeyine çakılmasının ardından geçici olarak durdurulmuştu.


    Polar Lander, Mars’ın güney kutbuna ineceği sırada motoru erken kapanmış ve araç dengesini yitirerek düşmüştü.


   Phoenix, o günden beri NASA’nın uçak yapım işlerini yürüten Lockheed Martin’in deposunda bekletiliyordu.


    Şu anki teknolojik koşullarla zor olan Mars’a uzay aracı gönderme işine kalkışan ABD, Rusya, Avrupa ve Japonya tarafından şimdiye dek fırlatılan 35 uzay aracının üçte ikisi başarısız oldu.




Kaynak: ntvmsnbc

Evren'de Yaşam Sadece Dünya'da mı Mevcut ?

    Evren'de yalnız mıyız? Dünya dışında yaşayan, insandan daha zeki veya daha ilkel bir yaşam formu mevcut mu? Bu sorular şu an insanlığın araştırdığı en büyük konular arasında yer alıyor. Uzay devamlı gözlem altında, dev teleskoplar uzaydaki gözümüz iken yeryüzündeki dev çanaklar da adeta kulağımız durumunda. Uzayda yaşamın izi sürülürken bir yandan da kendi gezegenimizden gizemli UFO gözlemleri yapılmakta. Acaba bir gün gerçekten Dünya dışından canlı bir varlık ile tanışabilecek miyiz? Bu konuda herkesin mantıklı ya da mantıksız bir fikri var tabiki, fakat bu fikir eğer ünlü bir Fizikçi'den, Stephen Hawking'ten, geliyorsa durup kulak vermek lazım. Bu önemli haberi aşağıdan okuyabilirsiniz.


    Evrende yalnız değiliz

    Stephen Hawking, evrende yalnız olmadığımızı söyledi. Ünlü matematikçi Uzaylılar'ın ilkel yaşamdan modern yaşama geçmeleri halinde nükleer silahları tahrip edebilecek güce gelebileceklerini belirtti. Ünlü matematikçi ve astrofizikçi Dr. Stephen Hawking NASA'nın kuruluşunun 50’nci yıldönümü dolayısıyla George Washington Üniversitesi'nde yapılan panele katıldı. Hawking, panelde dünyada milyarlarca kişinin merak ettiği ve seyircilerin sorduğu "Evrende yalnız mıyız?" sorusuna "hayır" cevabını verdi.

    Dünya dışında bilinmeyen bir yerde yaşamın var olduğunu savunan Hawking, "Eğer Uzaylılar varsa ve eğer Dünya’ya sinyal gönderebilecek kadar zekilerse, nükleer silahlarla bizi vuracak kadar da zekilerdir" dedi. Hawking, dünyadışı varlıkların bulunmasının muhtemel olduğunu, ancak zeka seviyelerinin insanoğlundan düşük olabileceğini söyledi. İnsanlığın geleceğinin uzayı fethetmekten geçtiğini belirten Hawking, "30 yıl içinde Ay'da insanların yaşamaya başlayacağından eminim" dedi.

    Hawking "Uzaylılar'ın DNA'ları belki de insanlar gibi değildir. Uzaylılar'la karşılaştığınızda dikkatli olun, vücudunuzun direnç gösteremeyeceği hastalıkları onlardan kapabilirsiniz" dedi. Hawking, insan ırkının milyonlarca yıl daha yaşamını sürdürmesi halinde, daha önce hiç kimsenin gitmeye cesaret edemeyeceği yerlere gidebileceğini açıkladı.


Kaynak: www.haberturk.com

Dünya'nın Homurdanması

    Dünyamızın çalışan bir makine gibi kendine özgü bir ses çıkardığını biliyor muydunuz? Kendi etrafında dönen bu dev küresel yapının da bir sesi olduğunu söylüyor bilim adamları. Haberin ayrıntıları aşağıda.


    Dünya’nın bir sesi olduğu ilk kez bundan 10 yıl önce keşfedilmişti. Şimdi bilim adamları bu sesin içinde çok güçlü melodiler olduğunu keşfetti. İnsan kulağının duyamayacağı bu melodilerin kaynağının okyanuslar veya atmosferden geldiği tahmin ediliyor.


    LiveScience internet sitesinin haberine göre, araştırmacılar, Dünya’nın çıkardığı sesin içinde hiç beklenmedik güçlü melodiler keşfetti. Söz konusu keşifle, Dünya’nın sesinin nereden geldiği sorusuna yanıt bulunması bekleniyor.


    Araştırmacılar, “homurdanma” diye adlandırılan bu seslerin, okyanus ve atmosferin hareketlerinden kaynaklanabileceğini düşünüyor. Bilim adamlarına göre, Dünya yer sarsıntısı olmadığı zamanda bile insan kulağının duyamayacağı seviyede daimi bir gürültü yayıyor. Bu ses ilk kez on yıl önce keşfedilmiş ve yalnızca depremölçerler tarafından tespit edilebilmişti. Bu ilk keşife “Dünya’nın Homurdanması” denmişti. O günden bugüne Dünya’nın çıkardığı ve “sessiz bir senfoniyi” andıran homurtunun kaynağı gizemini koruyordu.


Kaynak: ntvmsnbc



Kendini Onarabilen Malzeme Geliştirildi

    Sizi bilmem ama bu haberi ilk okuduğumda şu hakkında birçok şey duyduğumuz ama hala gerçek olup olmadıklarını bilemediğimiz UFO'lar geldi aklıma. Ünlü Roswell Olayı'nda düştüğü iddia edilen uçan diskin yapılmış olduğu metalin de bu tür özelliklere sahip olduğundan bahsedilir. Yani kendi kendini tamir edebilme özelliği. Sözüm ona, bu araca ait metal bir parça kesilip ikiye ayrılmak istendiğinde, kesmeye başladığınız uçtan başlayarak metal parçaların tekrar birleştiği söylenmektedir.

    Haberin tamamı aşağıda (Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/). UFO teknolojisine doğru adım adım ilerliyoruz, ne dersiniz?



    Fransız bilim adamları, ikiye kesilse bile kendini onarabilen ve yeniden yapışabilen bir materyal geliştirdiler.
Nature dergisinde yayınlanan bilimsel makaleye göre, henüz ad verilmeyen ve bir tür yapay lastik olarak tanımlanan materyal, bitkisel yağ ve idrarın içindeki bir bileşikten yapıldı. Yeni geliştirilen bu malzeme, kesildiğinde, diğer tarafına güçlü kimyasal çekim özelliğini koruyan bir yüzey üretiyor. Böylece kesilen materyal, yapıştırıcı veya başka bir özel muameleye gerek kalmadan hiç ayrılmamış gibi yeniden yapışıyor. Fransız araştırmacılar, bu materyalin üretiminde “Molekül Mühendisliği”nden yararlandılar.



Bilinmeyen Canlılar

    Antarktika denizlerinde araştırmalarını sürdüren bilim adamları 6 metrelik deniz anaları ve 40 santimetrelik örümcekler buldu. Avustralya'dan Güney Okyanusu'na gelen ve 3 gemiden oluşan araştırma ekibi, yaklaşık 1000 metre derinlikteki deniz canlılarını görüntülemeyi başardı. Aurora Australis araştırma gemisinin lideri Avustralyalı bilim adamı Martin Riddle, irilik kavramının Antarktika sularında son derece belirgin olduğunu kaydetti. Riddle, "Muazzam büyüklükte solucanlar, dev kabuklular ve örümcekler topladık. Hepsi derinlerde karanlıkta yaşıyor. Oldukça büyük gözlere ve çok garip görünüşlere sahipler" dedi. Okyanusun derinliklerinde video kaydı yaptıklarını belirten Riddle, su altındaki dağlarda ve vadilerde gördüklerini 'hayret verici' olarak nitelendiriyor.


    Avustralya, Japonya ve Fransa'ya ait üç gemideki bilim adamları, 200 - 1400 metre arasındaki derinliklerde bulunan dev yaratıkların ağırlıklarının 30 kilodan fazla olduğunu, tespit ettikleri canlıların yüzde 25'inin 'bilinmeyen' sınıfına girdiklerini aktarıyor.


19.02.2008


    Bu fotoğraftaki canlının adı hindistan cevizi yengeci (coconut crab). Haberde yer alan canlılardan biri değil, fakat gerçekten ilginç bir görüntüsü olduğu için vermek istedim. İlgilenenler için daha fazlası burada (ingilizce).



 

Küresel Isınma

    Hemen hemen her gün televizyonlarda bu konuyla ilgili haberler çıkıyor. Çoğunuz sıkıldınız bu haberlerden haklı olarak. Zira yıllardır süregelen ve her yıl birçok kişinin hayatına mal olan bu olayın neden özellikle bu günlerde iyice gözümüze sokulduğunun nedenini bilen var mı? Al Gore da Oscar aldı biliyorsunuz aynı konuyu işleyen bir belgesel sayesinde.

    Küresel ısınma, fosil yakıtların (odun, kömür, petrol ürünleri) kullanımından kaynaklanan sera gazlarının atmosferde artışı sonucu Dünya'nın ortalama sıcaklığındaki yükselmedir. Peki nasıl oluyor bu?


    Güneşten Dünyamız'a gelen ışınların bir kısmı yeryüzünden yansırken bir kısmı soğurulur. Bu da Dünya'ya giren çıkan enerjiyi dengede tutar. Sera gazları, yeryüzünden yansıyıp uzay boşluğuna gitmesi gereken ışınları bünyesinde tutar ve bu gazların enerjilerinin artması sonucu sıcaklıkları artar. Bu da Dünya için bir "battaniye etkisi" gösterir; yani Dünya'yı ısıtır.

Her Telden Calan Super Blog
Haber
Google PageRank 
Checker - Page Rank Calculator